18 Nisan 2010 Pazar

Boş

bomboş geçen bir günün ardından
bakıyor boşluğa
ruhu gibi içi boşaltılmış evinin
bembeyaz, boş duvarlarına

çelik ve betondan da olsa
kaç kez dayanır bir ev tekrar tekrar boşaltılmaya
her gidenin derin izleri duvarlarında
ya da bir ruh hep yeniden başlamaya
bomboş, renksiz ve hissiz bir hüsransa
her seferinde elde kalacak olan
ve kalbine nakşedilmiş acılar

şimdi saklandığı yerde
yazdığı, işittiği ve söylemekten ölesiye korktuğu
tüm kelimelerin arkasında
içinden çıkanların ve içini deşip gidenlerin
bıraktığı boşluk avuçlarında
duruyor gözleri kapalı
yalnız ruhunu parçalayan
ağlayan bir keman hatırlatıyor yaşadığını
boşuna...

Hiç yorum yok: