14 Aralık 2009 Pazartesi

terazinin kaderi

güzeldir tartmak
iyiyle kötüyü,
bulmak yanlışla doğruyu
kolaydır da

sonsuza kadar sallanıp durmak da var
işin ucunda,
belki de hiç farksız iki kefe arasında
git geller içinde kıvranmak hayat boyu
velhasıl,
acıdır terazinin kaderi...

7 Ekim 2009 Çarşamba

24 Temmuz 2009 Cuma

hayatın fon müziği - 1

Yanlış bir öyküdeyim beni yeniden yaz...


bunca acının, pişmanlığın, yanlışların arasında
sadece tek bir şey var aklımda
bırakmak kendimi kaleminin ucuna
ya da daha iyisi
senin, kalbimin tüm kapılarını tek bir tınısıyla açan
sesinin insafına
uzanıp sıcaklığına
gözlerinin karasularında
gözlerim kapalı
dinlemek hikayemi
kokunla karışık
baştan sana...

28 Mayıs 2009 Perşembe

yağmur'dan

Şimdi bu küçücük ve çok eski kentte, hayata tutunmamı sağlayan tek şeyin senin gözlerinin kalbimden silinmek bilmeyen izleri olduğundan habersizsin. İnsan bu kadar çok sevilirken ve severken, aşk elle tutulabilecek ve kokusu bizi sarhoş edecek kadar yoğunken nasıl olur da kaçabilir dedin bana hep. Anlatamazdım, bu benzersiz şeyin, hayatımda karşıma ancak bir kez çıkabileceğinden emin olduğum, düşüncesi bile beni alev alev yakan, bunca yıllık umutsuzluğumu adının uyandırdığı kalp çarpıntılarıyla değiştiren şeyin, yok olmamasının, bu dünyadaki her ama her şey gibi çürümemesinin tek yolunun bu olduğunu. Söylesene zamana dayanabilen bir şey var mı dünyada? 

Senin tüm mutsuzlukları, tüm umutsuzlukları, tüm soru işaretlerini, tüm korkuları -hatta çocukluğumdan kalanları bile- silen, büyük bir sabırla ve adanmışlıkla vücudumun her yerini dolaşan öpücüklerinden, dünyanın geri kalanını silercesine o sandalyende oturup beni göğsüne yatırıp hiç konuşmadan sadece kollarının arasında tutup kalbinin -benim adımı tekrarladığını söylediğin- ritmini dinleterek benimle bir olduğun anlardan, saçlarımı okşarken, ellerini özenle başımda ve yüzümde gezdirirken bana yumuşacık fısıldadığın -ve her zaman en güzel biçimde sıralanmış- sözcüklerinden vazgeçebilmek kolay mıydı zannediyorsun. Ve o gözlerinden, bazen bir sonbahar yağmuru gibi sarı ve hüzünlü bazen ilkbahar gibi yeşil ve canlı, bazen yaramaz, nereye akacağını bilmez bir nehir gibi içime -içine- akan, bazen sadece aksimi görebileceğim kadar durgun gözlerinden, ve sadece bakışlarıyla -hatta ilk andan beri- benim için yeryüzünde aşkın olduğunun en büyük kanıtı olan gözlerinden...

Şimdi ne desem anlamsız sana, biliyorum. Ama son söyleyebileceğim, her ne kadar kalbimi sürekli dağlayan sensizliğe katlanmam gerekse de, bana yaşattıklarını sadece rüyalarımda yaşayabilsem de, aşkın gerçekten olduğunu ve bir yerlerde beni delicesine seven birisinin -senin- olduğunu bilmeyi tercih ediyorum, aşkın gözlerimin önünde parçalanması yerine, aklımdaki ve zihnimdeki -benle bir olan, nefesim kadar içimde olan- seninle yaşamayı tercih ediyorum, yanında olup da bir gün her şeyin -hayatımın anlamının- solması,gözümde -söylemeye bile dilim varmıyor ama- 'herkes gibi' olabilme ihtimalin yerine. 

Her zaman tek bir bakışımla beni anlayan sevgilim, ruhum umarım beni anlayabilirsin.

Daima senin,

Yağmur

7 Mayıs 2009 Perşembe

yaşamak

gidenin ardından
anlamak aslında olmadığını

her giden alıp götürse de bir parçanı
şaşırmak bir türlü ölmediğine...

28 Nisan 2009 Salı

Yoruldum




ayaklarımı ıslatırken
mavi bir serinlikte
vücudumu ürperten
serin bir ege rüzgarında
duruldum...

bir akşam esintisi
aldı benden aklımı
yakamozlar yıkarken ruhumu
artık öyle bir diyardayım ki
ne acı var bana, ne keder, ne nefret
ne de sevinç, mutluluk, heyecan
yalnızca dingin masmavi bir huzur...

ağzım dilim lal ama
eski bir ege türküsü söylerim kalbimle
binbir dilde...

5 Nisan 2009 Pazar

Yağmur'a

Onca yılın sarhoşluğu üstüne bir gün ansızın sana çarptığımda ne olduğunu anlamamıştım. Kendimi kurgularımla örülü bir yaşama mahkum ettiğimden beri, pek de önemi yoktu hiçbir şeyin. Önemli olan anlık mutluluklardı herkesin bildiği, eşsiz bir gün batımının hazzı, güzel bir şarabın tadı, hüznün sarhoşluğu ve en önemlisi yalnızlığımın kulağıma fısıldadıkları ve uzun geceler ve saire. Herkesin bildiği şeyler işte.

Ama o sert rüzgarların esip herkesi içeri kaçırdığı Ege akşamında -sanki bize bırakılmış bomboş kumsalda, çiseleyen yağmurla birlikte- karşıma çıkıverdiğin ilk anda her şeyin değişeceğini sezmiştim. Baştaki ürkekliğimin sebebi işte buydu. Fakat fazla uzun sürmedi bir bir kabuklarımı kırman küçücük ellerinin büyülü dokunuşlarıyla ve yıkayıp arındırman ruhumu baştan ayağa. Bir yanım ağırdan almamı, yine sonunun aynı olacağını söylerken kalbim çoktan etrafında dönmeye başlamıştı bile. Sen Yağmur'dun ve senden kaçış yoktu anlamıştım, usulca, ağır ağır ama karşı konulmazlığını her an hissettirerek sızdın tüm yaralarıma, hücrelerime. Senin sağanağında geçti koca bir yıl, seninle sırılsıklam oldu ruhum.

Kurgular ve alışkanlıklar kaybolurken bir bir ve senin sesin, kokun gözlerin ve -en çok da- dinginliğin kaplarken her şeyi, ben de kendimi bırakıverdim. Hemen ardından sen de bırakıverdin beni, o ilk kez karşılaştığımız sahil kasabasında, bir sabah yatağın üstünde bulduğum kısacık bir notla: "Bizim için gitmem lazım. Seni her şeyden çok seviyorum bunu unutma!". Aklım bunun soğuk bir şaka olduğunu, beni seyrettiğin kapı eşiğinden gelip bana sarılacağına inandırıyordu beni, ama kağıdı elime aldığım anda mideme yediğim o yumruk öyle söylemiyordu. İşte o yumrukla yığıldım yere. O ana kadar bir kere bile beni kırmamış olduğunu, bir kere bile canımı acıtmamış olduğunu hatırladım yerdeyken, ama zordu bu darbeyle yere yığılmışken nefes almak. Orada öyle kaç gün yattım hala bilmiyorum, beni merak edip, yüzlerce kilometre uzaktan gelerek bulan eski dostum olmasaydı oradan kalkabilir miydim bilmiyorum...

Bunları neden yazıyorum bilmiyorum. Sanırım evirip çevirip anlamaya çalışıyorum yaşadıklarımı, ama en ufak bir şansım yok biliyorum. Sen daha konuşmadan, bir bakışınla içindekileri anlayan ben şimdi en ufak bir anlam veremiyorum yaptıklarına. Seni anlayamamak, sana ulaşamamak nasıl bir ızdırap bilemezsin. Sana bu ızdıraptan başka anlatabilecek neyim kaldı onu da bilemiyorum. Hem hangi dildeki, hangi sözcükler anlatabilir ki, seni sarmalayıp kokunu içime çektiğimde hissettiklerimi, ya da gözlerinle ya da yumuşacık sesinle okşayışını ruhumu? İşte tek yapabildiğim satırlara sığınmak, sayfalarda kaybolmak,

ve ben hala direniyorum
ellerin saçlarımda
beni sözlerinle büyülediğin
o ılık yaz akşamının anısı için

ve isminle mühürlediğin
susuzluktan çatlamış
yüreğim
bitmez bir yağmur duasında...

25 Mart 2009 Çarşamba

özlem yeşili

sana okumayacağın mektuplar yazmak boşuna
duymayacağını bile bile "canım" demek her nefeste
yinelenmesi bir sabah ayazında aklıma çaktığın kelimelerin
ve boşuna çınlaması kalbimde son sözlerinin

sana göre bitmiştir bir kez kırılan
bana göreyse asla bitmez gerçek olan
ama tartışmak boşuna sen beni duymazken
ve ben duymazken senin kokundan başkasını

sen o kurak kentte kavrulurken
ve seni kavuranın güneş olduğuna
inandırmaya çalışırken kendini
ben bu sisli kentte durmadan ıslanıyorum
üzerime yağan yarla karışık yağmurlarda
ve bil ki yüzümü ıslatan yağmur değil

sanma ki mesafeler küllendirecek içindeki ateşi
sanma yokluğum uzun sürecek
yalnız doğru anı bekliyorum
ve beni her solukta adım adım çekerken kalbin
sanma ki geldiğimde çözülmeyecek bağları yüreğinin

sen unutmuşken zamanı
ben sensiz dünleri sayıyorum
öyle bir beklemek ki bu
gördüğünde tanımayacaksın beni
yüzümde hüzün birikti
gözlerim özlem yeşili

şubat-mart 2009
Yok

7 Mart 2009 Cumartesi

us


hep uslu bir çocuk olduğumdan mıdır acaba
usumun beni durmadan
içten içe
kemirip durması?

4 Mart 2009 Çarşamba

tepe ʞɐןʞɐʇ

tepe
ʞɐןʞɐʇ

olunca
ɯıןʞɐ

sen
uɐʌǝɹ

içinde
ɹɐɹʞǝʇ

düştüm
ɯıʇʞןɐʞ

gözlerinle diriltirken
nɯnɥnɹ

düştün
uǝs

bir vardın
˙˙˙unʇʞoʎ ɹıq

3 Mart 2009 Salı

Sus Pus

Konuşmadan anlaşabilmenin
çakırkeyifliğiyle
sustuk
göz göze,
kalp kalbe
değdiğinde zaten
gereksizdi kelimeler
hatta nefes almak bile
ucunda kokunu duymak olmasa

23 Şubat 2009 Pazartesi

gölge

sen hoyratça harcarken günlerini
durup bakmazken bir bir devrilen ayların ardından
ve farkında bile olmazken geçen yılların
tek tek tuttum hepsinin kaydını

işte şurası bir ileri bir geri yürüdüğün sokak
bana rastlamak için
tam 1423 gün önce,
burada değiştirdin yolunu beni görünce
telaşlı bir bahar sabahı
ve bu köşede bekledin bambaşka birini saatlerce
daha 2 ay önce
ta ki fark edinceye kadar
geçmeyecek izini ellerimin, ellerinde

mevsimden mevsime taşırken izlerimi
unuttuğumu sandın verdiğim sözü
hem zaten gülmüştün, inanmamıştın vaktinde
ama işte
dediğim gibi
ne bakışlarım uzak durabilir yollarından
ne de aklım fikrinden
ve sen bilmesen de her zaman ben varım
gölgenin düştüğü yerde

korkardım önceleri görülmekten
sinerdim,
sokakların en kuytularına
en derinine karanlığın
bir gün takılıncaya dek ayağım
ardında bıraktığın hayallerine

inan parçalandım ben de hayallerin kadar
bilirsin ki
yalnız hayallerindi yaşatan beni
o yüzdendi giderken
sana hayalleri bırakıp, kırıklıklarını alışım
o yüzdendi kalbim bir atımlık mesafesindeyken kalbinin
uzak kalışım

dağılınca parçalarım ardındaki boşluğa
ansızın "yok" oldum
ve artık gölgen ben oldum
nicedir ayaklarım ayaklarına değmekte
peşindeyim yüzüne ışık vuran her yerde

ama o gün sonları yok mu
uzandığında yatağına, gece lambasının altına
yüzünde özlemle dolu yarım bir gülümseme
yanak yanağa, diz dize
kavuşuyoruz her gece...

16 Şubat 2009 Pazartesi

Zaman

Yaş-adım

Çok yıllar önce
tertemizken
ve
bembeyaz sayfalardan ibaretken yaşam
büyürdüm uyudukça

Sonra
bir gün
'yaş' landım gözümden düşen ilk damlayla
zaten yaş işti yaşamak dediğin ama
değer miydi bu kadar da 'sulandırmaya' mevzuyu?

Gel zaman
git zaman
yıllar geçerken gözümün kenarındaki çizgilerden
ve mıhlarken derinliklerine acıyı

Yaşlandıkça 'yaş'landım
'Yaş'landıkça yaşlandım...

Yok
14.10.2008

11 Şubat 2009 Çarşamba

Mahrem

Kalbimin her atışta yinelediği
En mahrem iki heceydi adın
Şşşşt!
Sus,
Fısıldama bile,
Biri duysa kirlenir
Hele çıkarsa birinin dudaklarından
Atmaya sebebi kalmaz
Kalbimin...

5 Şubat 2009 Perşembe

yağmur




Sadece yağmur damlaları yıkıyor diye yüzünü
Ağladı mutluluktan

Soğuk ve aceleci damlalara karıştı
Sıcak ve sabırlı damlalar.

Yalnız o bilirdi
Nedir elini bile sürememek

Soğuktan buz tutmuş ruhunu ısıtacak
O sıcacık bardağa

Sırf gelmedi diye
Diğerinin sahibi, diğer yarısı ruhunun

ve beklemek
Saniyeler bile geçmezken,

Senelerce...


Yok - Subat 2009

6 Ocak 2009 Salı

Sonbahardan Renkler



Mevsimlerin birbirine karıştığı bir zamanda
Garip bir sonbahardı,
Tüm duyguları birbirine karıştıran
Yaprakların sesi miydi ayaklarımın altındaki?
Yoksa ezilen kalbimin sessizliği mi?

Malum,
Çekmeyen bilmez olmayana özlemi
Yoklarla büyümesini bir imgenin
Oturup kurulmasını en orta yerine kalbinin
ve
Hem uçurarak
Hem süründürerek
Hapsetmesini rüyalara zihnini

Oysa
Bilen bilir ki
Rüyalar uyanmak içindir
Kâbuslar yaşamak...

Geçmiş Zaman Olur ki: izdergi sayi1

iz1